İzzetbegoviç’in “Ahlakı, Kaderi ve Teslimiyeti”

İzzetbegoviç bütünlük içerisinde değerlendirildiğinde ortayol kavramı ile karşılaşırız. Ortayol İzzetbegoviç’de “ümmet-i vasat”ın karşılığıdır. İslam’ı ne idealist ne de materyalist olarak tanımlamayan ancak hem ideanın hem de maddenin insan fıtratı üzerindeki etkilerini kabul eden, bunları tevhid eden; fakat İslam’ın bunların toplamından daha fazla, daha nitelikli ve insan fıtratına uygun, ucu açık bir “şey” olduğunu kabul eder. İslam Batı’nın “religion-din” anlayışından daha fazla bir “şey”dir. İzzetbegoviç’in çağrısı Batı Kültürü ve özellikle yıllarca materyalist dayatma altında kalmış Müslüman topluma ve aynı zamanda bütün insanlara yapılan bir çağrıdır. Hayvani tarafımıza ait olan bilimin (ve hatta felsefenin) aksine; din, ahlak ve sanat İzzetbegoviç’in sadece insan özüne ait olarak gösterdiği ayırt edici özelliklerdir. İzzetbegoviç’e göre insan yaptığı değil istediği ve meylettiği şeydir, ahlaka uygunluk doğru hareket değil doğru niyettir; kısaca ahlak hareket tarzı değil istektir. İzzetbegoviç’e göre insan ile dünya belirli bir nispet, anlaşılabilir bir mütekabiliyet içerisinde değildirler. İyi ve doğrudan yana bir tutum alışımıza rağmen irademiz dışında gelişen olaylarla bedenen ve ruhen müthiş bir ıstırap çekmemiz mümkündür. Bu durum insanı “kötümserlik, isyan, ümitsizlik, lakaytlık, sığ iyimserlik, nihilizm”e götürebildiği gibi “Allah’ın İradesi’ne yani kadere teslimiyete” de yönlendirebilir. Teslimiyet pasiflik veya olan-bitene fiili teslimiyet değil; gayret ve neticenin kabulüdür. Allah’ın İradesi’ne teslimiyet hayatı ve ıstırabı olduğu gibi idrak etmek ve tahammül ve sabra bilinçli olarak karar vermek demektir. İnsanın hürriyeti de bu bilinçli kabulden itibaren başlamaktadır. Bu durumda teslimiyet kötümserliğin ötesinden gelen bir nurdur. İzzetbegoviç, bütün tezleri ile adeta bir bir imtihan edilmiş ve bu imtihan hepimizin ve tüm insanlığın gözleri önünde cereyan etmiştir.

Comments are closed.