Doğu Batı Arasında İslam Bİrliği İdeali Sempozyumu Gerçekleşti

Üsküdar Belediyesi ve İlmi Etüdler Derneği’nce, vefatının 10. yılında Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç anısına düzenlenen “Doğu-Batı Arasında İslam Birliği İdeali” başlıklı sempozyum düzenlendi.

Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen sempozyumun açılış konuşmasını Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Ömer Saraç yaptı.  Aliya İzzetbegoviç’in İslam coğrafyası için ilkleri ifade eden bir bölgenin “Bilge Kralı” olması sebebiyle çok önem taşıdığını söyleyen Saraç, “Aliya’nın manifestosu, deklarasyonu; Osmanlı sonrası bu coğrafyada mazlum, göçmen, yoksul, fakir ve kimliksiz hale dönüştürülmek istenen İslam coğrafyasında bir var olma mücadelesini ifade etmekteydi. Aliya, canıyla candaşlarıyla çok emek verdi” dedi.

“İslam’ı hurafelerden arındırmayı hedefliyordu”

Aliya’nın bütün İslam milletinin, Yugoslavya halkının, titreyip kendine dönmesini, aşağılık kompleksinden kurtulmasını, üzerindeki ölü toprağını atmasını sağladığını belirten Ömer Saraç sözlerine şöyle devam etti: “Aliya, Bosna halkının ve tüm Müslüman halkların hurafe ve emperyalist manipülasyondan arınarak sahih İslam ile tanışmasını, İslam medeniyetinin muazzam birikiminden faydalanmayı hedefliyordu.”

İlmi Etüdler Derneği Başkanı Lütfi Sunar da Aliya İzzetbegoviç’in hayatını konuşmanın ve fikirlerini tartışmanın, herkese sorumluluklarını yeniden hissettirmesini umduğunu kaydetti.

Genç Müslümanlar’ın yaşayan tek üyeleri olan Aliya’nın dava ve hapishane arkadaşı İsmet Kasumagiç ve eşi Aliya’yı anlattı. Konuşmalarının sonunda yaşlı çift ayağa kalkarak Genç Müslümanlar’ın marşını okudular. Çiftin bu coşkulu hali salonda duygulu anlar yaşattı.

“Türklere hasret kalmıştık”

Aliya İzzetbegoviç’in dostlarından ve hapishane arkadaşı İsmet Kasumagiç, sempozyumda yaptığı konuşmada Bilge Kral ile olan hatırlarını anlattı. Aliya’nın, Bosna’da dini ve ilimi, moral ve politikayı, ideal ve çıkarları birleştirmek için çalıştığına söyleyen Kasumagiç, hapishanede yattıkları günlerde yaşadıklarını şöyle anlattı: “Biz vaktiyle en kötü hapis şartlarını yaşadık ama şimdi zalimler hapiste otelde kalır gibi yaşıyorlar. Hapiste aynı odada kaldığımız insanlar sadece komünist değil Stalinisttiler. Ama şimdi biri dışında hepsi Müslüman oldular. Aliya’yı hapiste bırakıp çıktığım için sevinememiştim özgürlüğüme. Hapiste namaz kılmamıza müsaade etmedikleri için gazeteyi önümüze koyup okur gibi yaparak namaz kılıyorduk. Cezamız katillerinkinden fazlaydı. Bizim en yakın dostumuz Tayyip Erdoğan’dır. Aliya’nın vasiyetini yerine getiriyor.  Aliya Bosna davasına sahip çıkmasıyı ona vasiyet etti. Bu yük onun omuzlarında artık.

Aliya bir ara sigaraya başlamıştı. Ona dedim ki ‘Bir Müslüman hiçbir şeye bağımlı olmamalı dersin’ sen. Ve o son sigarası oldu. Biz hep Slavlarla Arnavutlarla yan yana olmuştuk ve Türklere hasret kalmıştık. Şimdi o hasretimiz diniyor çok şükür.”

Sempozyumda, “Kimlik, Kültür ve Hayat”, “İslam ve Siyaset” ve “Din ve Ahlak” başlıklı oturumlarda 13 tebliğci sunum yaptı.

“Aliya Batı felsefecileriyle hesaplaştı”

Programda, “Medeniyet Tartışmalarına Anti Ütopyacı Bir Yaklaşım” başlıklı bir sunum yapan akademisyen Faruk Arslan ise Aliya düşüncesinde kültürün dinden, sanattan ve mistisizmden ayrı düşünülemediğini belirterek “Aliya’ya göre medeniyet dünyayı değiştirme, Kültür ise insanın kendisini değiştirme arzusudur. Aliya metinlerinde Batı felsefecileriyle hesaplaşmıştır. Bu hesaplaşma sloganik değildir ve hep bir öneri sunar. Aliya’nın barış adamlığı işbirlikçilik olarak algılanmamalı. Sadece kin tutmamayı önermiştir. Savaş anında dahi Gazi Hüsrev medresesinde Kur’an okunmasına ara verilmemiştir. Bosna’nın kutsallığını anlamak lazım” şeklinde konuştu.

“Güneş gibi parlayan bir düşünürdü”

Konuşmasında Aliya İzzetbegoviç’in “düşüncesini” irdeleyen Sosyolog Alev Erkilet, Aliya’nın kendisini İslamcı bir önder olarak görmediğini, bu düşünceye katkı sunan mütevazı bir siyaset adamı olduğunu belirterek şunları söyledi:  “Düşünce sistemleri maneviyatçı sistemler, materyalist sistemler ve İslami sistemleri olarak ayrılır. Maneviyatçı düşünce sistemi maddi olan tüm konuları reddeder. Ortaçağ Hristiyan teokrasisi böyledir. Materyalist düşünce sistemi ise ruha dair tüm gerçeklikleri reddeder. Bu da pozitivizmin izahıdır. Kutsanan beden ve maldır. Aliya tün bunların üstünde bir düşünce sistemini İslami düşünce sistemini savunur. Aliya sadece bedene sadece ruha hitap eden toplumsal yapılara karşı olarak bütüncül sistem olan İslam toplum düzenini savunur. Aliya güneş gibi parlayan bir düşünürdür. Aliya kendisini İslamcı bir önder olarak görmemiştir. Bu düşünceye katkı sağlayan mütevazı bir siyaset adamıdır. İslam dünyasının en sorunlu alanı bir düşünce ortaya koyup bunu Allah’ın emri sayıyor olabilmeleridir. Aliya bu düşünceden ayrılır.”

“Siyasette ahlakı işledi”

“Aliya İzzetbegoviç’in Siyaset Felsefesi ve İslam” başlıklı bir konuşma yapan Sosyolog Mahmut Hakkın Akın ise Aliya’nın “Müslümanlar hiçbir zaman tam mutlu olamayacaktır” sözlerini hatırlatarak şöyle konuştu: “İnsan bu dünyada karşılaştığı sorunları çözmek için siyasal bir varlıktır. Aliya bu siyasete ahlakı işlemiştir. Aliya Doğu’ya da Batı’ya da Asrı Saadet’e de İslam Dünyası’na da iyilik kavramıyla yaklaşmıştır. Aliya ‘Müslümanlar hiçbir zaman tam mutlu olamayacaktır’ der. “Müslümanlıkta ütopya yoktur çünkü. Allah olduğu için hayat mekanik değildir”

Aliya İzzetbegovic’in Sanat Anlayışı Ekseninde Aida Begić Sinemasına Bakış

Aliya’nın din ve materyalizm arasında yapmış olduğu müzakerelerde sanat, dinin bütün metafizik ve ruhsal anlamlarının hayat bulduğu bir olgu olarak ifade edilmektedir. Temel gayesi herhangi bir güzel olanı, bir eseri ortaya çıkarmak olmayan sanat, eserin ortaya çıkarılmasında ve ardından temaşa edilmesinde sanatsal tecrübenin ruhsallığına erişmeyi merkeze almaktadır. Bu tecrübe esnasında sanatçı-izleyici ayrımının ortadan kalkması ve bu iki paydaşın bütünleşmesi sanatın temel özellikleri arasında bulunmaktadır.

Aliya “Zıddiyetler Cetveli”nde İslam’a, din ve materyalizm arasında bir konum biçerek İnsan’ın ruh ve maddeden müte-şekkil olduğunu gösterir. Üçüncü bir yol olarak altını çizdiği İslam’ı Kur’an-ı Kerim’de vurgulandığı gibi “vasat” olarak ni-telemektedir. Sanat dine yakınlık gösteren tüm nitelikleriyle birlikte Aliya’nın yapmış olduğu mülahazalarda “üçüncü yol” bağlamında konu edinilmemiştir. Değerlendirmelerin çoğu ilim-sanat karşıtlığı çerçevesinde oluşmuştur. İlim/bilim; zekâ, öğrenmek/keşfetmek ve tabiat üzerinden materyalizme kapı aralarken, sanat; ruh, tefekkür ve varlığın hakikati üzerinden dine ulaşmaktadır. Doğu ve Batı Arasında İslam eserinde sanatın bu noktaya intikali büyük oranda Ortaçağ Hıristiyan dün-yasında ve Sovyetler Birliği’nde sanata verilen anlam ve konumlandırmaların örnekliğinde söz konusu olmaktadır. Burada yapılan sanat tarifinin İslam estetiği perspektifine olan yakınlığı kaçınılmaz olmakla birlikte, İslam medeniyetindeki sanat-zanaat birlikteliğini göz önünde bulundurmak daha ideal bir sanat anlayışının oluşumunu destekleyecektir. İşte bu noktada “üçüncü yol” yaklaşımı doğrultusunda bir sinema pratiğine yaklaşan Aida Begić’in filmleri çözümlenecektir. Zaman’ı neden-sonuç ilişkisi eksenindeki kronolojik ve modern işlevinden uzaklaştıran Begić, içinde bulunulan an’ın geçmişe ve geleceğe açılabilen bir ruhsal deneyime dönüşmesini sağlamaktadır. Neticede Aliya İzzetbegovic ve Aida Begić ortaya koydukları teori ve pratik ile sanatı yaşadıkları coğrafyaya hâkim olan faydacı tutumlar karşısında var edebilmişlerdir.

Aliya İzzetbegoviç’in İslam Dünyasına Bakışı

Bosna’nın ilk devlet başkanı olarak Aliya İzzetbegoviç’in İslam ve İslam dünyasındaki Müslümanların düşüncesine dair görüşleri, İslam dünyasında ve tüm kürede yaşanan bireysel ve toplumsal krizleri sorgulayarak alyternatif çözümler üretme çabasındadır.Krizden çıkış için çözüm islam’ın bilim, anlayış, hoş görü ve köleliğin ortadan kaldırılması, Kur’an sünnet ve peygamberin hadisinde gerekli görülen demokratik dünya anlayışı(kavramı) şeklinde İslam’ın teklif ettiği “orta yolun” kabulüdür.  Gerçek muvahhid, pasif bir çileci olmayan veya sadece maddeye meyil göstermeyen özgür bir adamdır. Bu insan tiranlığa ve köleliğe karşı savaşta aktif olan ve aynı zamanda içsel özgürlüğe de önem veren insandır. Başkan İzzetbegoviç’e göre bu İslami orta yol insanlığın krizine bir alternatiftir.

İzzetbegoviç’in “Ahlakı, Kaderi ve Teslimiyeti”

İzzetbegoviç bütünlük içerisinde değerlendirildiğinde ortayol kavramı ile karşılaşırız. Ortayol İzzetbegoviç’de “ümmet-i vasat”ın karşılığıdır. İslam’ı ne idealist ne de materyalist olarak tanımlamayan ancak hem ideanın hem de maddenin insan fıtratı üzerindeki etkilerini kabul eden, bunları tevhid eden; fakat İslam’ın bunların toplamından daha fazla, daha nitelikli ve insan fıtratına uygun, ucu açık bir “şey” olduğunu kabul eder. İslam Batı’nın “religion-din” anlayışından daha fazla bir “şey”dir. İzzetbegoviç’in çağrısı Batı Kültürü ve özellikle yıllarca materyalist dayatma altında kalmış Müslüman topluma ve aynı zamanda bütün insanlara yapılan bir çağrıdır. Hayvani tarafımıza ait olan bilimin (ve hatta felsefenin) aksine; din, ahlak ve sanat İzzetbegoviç’in sadece insan özüne ait olarak gösterdiği ayırt edici özelliklerdir. İzzetbegoviç’e göre insan yaptığı değil istediği ve meylettiği şeydir, ahlaka uygunluk doğru hareket değil doğru niyettir; kısaca ahlak hareket tarzı değil istektir. İzzetbegoviç’e göre insan ile dünya belirli bir nispet, anlaşılabilir bir mütekabiliyet içerisinde değildirler. İyi ve doğrudan yana bir tutum alışımıza rağmen irademiz dışında gelişen olaylarla bedenen ve ruhen müthiş bir ıstırap çekmemiz mümkündür. Bu durum insanı “kötümserlik, isyan, ümitsizlik, lakaytlık, sığ iyimserlik, nihilizm”e götürebildiği gibi “Allah’ın İradesi’ne yani kadere teslimiyete” de yönlendirebilir. Teslimiyet pasiflik veya olan-bitene fiili teslimiyet değil; gayret ve neticenin kabulüdür. Allah’ın İradesi’ne teslimiyet hayatı ve ıstırabı olduğu gibi idrak etmek ve tahammül ve sabra bilinçli olarak karar vermek demektir. İnsanın hürriyeti de bu bilinçli kabulden itibaren başlamaktadır. Bu durumda teslimiyet kötümserliğin ötesinden gelen bir nurdur. İzzetbegoviç, bütün tezleri ile adeta bir bir imtihan edilmiş ve bu imtihan hepimizin ve tüm insanlığın gözleri önünde cereyan etmiştir.

İslam Dünyasını Yeniden Kurmak: İslamcı Bir Dilin ve Hareketin Zemini Olarak Aliya’nın Düşüncesi

Aliya İzzetbegoviç yirminci yüzyıl İslamcılık tarihi açısından istisnai bir yere sahiptir. Bu özel konum onun ve arkadaşla-rının Bosna Savaşı sırasında verdiği destansı mücadeleye indirgenemez. Zira Bosna’da yirminci yüzyılın son çeyreğinde yaşananlar, Müslümanların tarihinde ne ilktir ne de son. Aliya’nın olağanüstü rolü, onun siyasal ve askeri olanla sınırlana-mayacak entelektüel katkılarında ve bu katkıların özgünlüğünde yatmaktadır. Aliya’nın İslam anlayışı, sosyal bilimlerdeki ve felsefedeki Doğu-Batı karşıtlığıyla hesaplaşması ve onu aşmasıyla benzerlerinden ayrılmaktadır. Bu tebliğde, Aliya İzzetbegoviç’in İslamcı düşünceyi temellendirmekte kullandığı bütüncü(l) yaklaşım ontolojik ve epistemolojik boyutlarıyla ele alınacaktır. Dolayısıyla bu tebliğin konusu, Aliya’nın Batı felsefesine içkin olan dikotomilerle nasıl hesaplaştığı, bu çerçeveden hareketle İslami düşünceyi nasıl temellendirdiği ve bu düşünceyi İslamcı mücadelenin temeline nasıl yerleş-tirdiğidir. Bu haliyle Aliya İslamcılığının uçlara kaymak ya da çekilmek yerine, “hayatın gerçeğine” nüfuz etmeye çalıştığı söylenebilir ki, bu vasıf, onun düşüncesine çağdaşı pek çok İslamcının sahip olmadığı bir derinlik, doğallık ve “hakikilik” kazandırmıştır.

Islam Birliği İdealine mülhem Genç Müslümanlar Örgütü ve Kadın Kolu

Osmanlı’nın Balkanlardan çekilmesinden ve özellikle I. Dünya Savaşından sonra uzun süre maddi olarak fakir, dini ve milli kimlikleri konusunda perişan duruma getirilen Müslüman Boşnak gençleri arasında – bir taraftan oldukça agresif komünist-ateist propagandası, diğer taraftan aynı derecede agresif nazzi propagandasına tepki göstermek amacıyla, II. Dünya Savaşı arefesinde 1939 senesinde Genç Müslüman Örgütü kurulmuştur. Bu bildiride, Mısır’da Al-Azhar Ünivesitesi’nde eğitim alan birkaç gencin etrafında toplanan grubun ana fikirleri, amaçları ve düşünce kaynaklarını belirledikten sonra kadın kolunun kurulması, kurucuları, üyeleri, ana fikirleri, II. Dünya Savaşı sırasındaki faaliyetleri ve Komunist Yugoslavya’daki akibetleri (mahkemesiz cezalandırmaları, ‘Kamuya Yararlı (mecburi) Çalışma’ cezaları); örgüt üyeleri arasında devam eden, hatta çocukları ve torunları arasında korunan dostluk irtibatları hakkında kısa bilgiler verilecektir. İslam Birliği İdealini bir ideoloji ve örgütten öte yaşam tarzı olarak kabul eden ve zor şartlar altına kendi evlerinde, ailelerinde yaşatan Genç Müslümanlar üyeleri örneğinden hareketle; tüm zor şartlar, engellemeler ve yasaklar karşısında küçük ortamlarda da olsa yine de dürüst, ahlaklı, toplum içinde itibar gören ve topluma yararlı bireylerin eğitilmesinin mümkün olduğunu göstermeye çalışacağız.

Aliya İzzetbegoviç’in Bir Siyasi Projesi Olarak SDA

Osmanlı Devleti 1878 yılındaki Berlin Antlaşması ile birlikte Bosna-Hersek sancağının yönetimini Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna devretmiş, bu tarihten sonra Bosna-Hersek sancağı Müslümanların yönetiminden çıkmıştır. Akabinde Bosna-Hersek önce Yugoslavya Krallığı, sonrasında Yugoslavya Federasyonunun yönetimi altında uzun yıllar idare edil-miştir. Bu zaman aralığında Müslümanlar daima dışlanan ve hor görülen bir halk olmuştur. Bu duruma son verilmesi ge-rektiğini düşünen Aliya İzzetbegoviç ve yol arkadaşları daha hapishanedeyken Müslümanların bir siyasi oluşuma gitmeleri gerektiğine karar vermişlerdir. Hapishane hayatı sona erdikten sonra İzzetbegoviç ve yol arkadaşları bu kararlarını hayata geçirip, Demokratik Hareket Partisi‘ni (SDA) kurarlar. Akabinde SDA girdiği ilk seçimi kazanır. Aliya İzzetbegoviç Cumhur-başkanı olarak seçilir. Bununla birlikte kendilerine olan güvenlerini tekrar kazanan Bosna-Hersekliler, diğer halklar gibi bağımsızlıklarını ilan ederler. Bağımsızlık sonrasında başlayan savaş ile birlikte, SDA halkı organize eder. Savaş bittikten sonra yapılan seçimlerde SDA tekrar seçimleri kazanır. Ülkenin gerek kuruluşunda gerekse bağımsızlık hareketinde önemli roller oynar. SDA, İzzetbegoviç‘in lideri olduğu dönemde girdiği tüm seçimlerde birinci parti olur. İzzetbegoviç‘in görevini bırakması ve sonrasında vefatı ile birlikte partide ayrışmalar başlar. Süleyman Tihiç 2001 yılından günümüze kadar partinin genel başkanlığını yapmaktadır. Aliya İzzetbegoviç‘in bir siyasi projesi olan SDA kuruluşundan günümüze kadar kesintisiz olarak Bosna-Hersek’in yönetiminde bulunmuş ve önemli roller oynamış bir siyasal partidir.

Ali İzzetbegoviç’te Ütopya ve Dram

Ali İzzetbegoviç sıradan bir bilim adamı, bir düşünür değil, genel kabule göre de bilge bir insandır. Bilgelik, insanî sorunlara makro düzeyde bakabilmek demektir. Gerçekten de İzzetbegoviç böylesi bir bakışa sahiptir. Birçoğu güncel sosyal hayatın yansıması olan ve dolayısıyla dagenel geçer gözüken bakışların ötesinde beşeri sorunlarımızı kapsamlı ölçeklere oturtabilen müstesna bir insandır. O, bu ölçeklendirme bağlamında bir kısmı hemen herkesçe bilinen ama yepyeni bir kavramsallaştırma ile kullanıma konan ikili anlam kategorileri ortaya koymuştur: Yaratma ve evrim, kültür ve medeniyet, Din ve materyalizm, ütopya ve dram bunların en önemlileridir. Ben tebliğimde “Ütopya ve Dram” kültür matriskleri üzerinde durmak istiyorum.

Bilindiği üzere ütopya, en azından Antikçağdan günümüze belli filozofların ideal toplum kurgularını ifade etmede kullanılan bir kavramdır. Platon’un Devlet’i, Bacon’ın New Atlantis’i, Campenella’nın Güneş Devleti, gibi. Bir tiyatro kavramı olan Dram ise hayatın marjinal yönlerini ortaya koyan komedinin ve trajedinin yaklaşımlarını karşılık, hayatı olduğu gibi ele alan bir tiyatro tipidir. İzzetbegoviç kavramların etimolojisine sadık kalmak kaydıyla bu kavramlara kendi dünya görüşü içinde yepyeni anlamlar yüklemiştir.

Buna göre insanlık tarihi boyunca iki temel eğilim vardır: Ütopya ve Dram. Dram, insan tabiatına ve fıtratına uygun hayat biçimidir. Ütopya, ise fıtri yapıyı bozup her şeyi yeniden kurmaktır. Bu kurgu keyfidir, nefsin isteklerine bağlı zekâya dayalı bir iştir. Yani burada ütopya belli filozofların bir düşünce setsimi değildir, genel bir hayat modelidir. Ana yapısı itibariyle din, ahlak, sanat, drama ile; bilim, medeniyet, vb daha çok ütopya ile ilgilidir.

Ali İzzetbegoviçe göre belki daha önemli olan bütün beşeri olgularımızı, bu ikisinin de kendince düzenlemek istemeleridir. Dolayısıyla da her şeyin bir ütopik ve bir dramatik biçimi vardır. Mesela buna göre iki tür ahlak vardır: Ütopik ahlak, dramatik ahlak. Aileye iki tür bakış vardır vb. Maalesef modern dünyada her şeye ütopyanın kurgusallığı hâkim olmaya çalışıyor. Bizi bundan kurtaracak yegane alternatif dindir.

Aliya İzzetbegoviç’in Siyaset Felsefesi ve İslam

Aliya İzzetbegoviç (1925-2003), yirminci yüzyılda yetişmiş, farklı konulardaki özgün yaklaşımlarıyla İslam düşüncesine önemli katkılar sağlamış bir düşünürdür. O, İslam dünyasının pek çok meselesi ile ilgilenmiş, çözüm üretmek için fikirler sunmuştur. İslam dünyasında tespit ettiği ve çıkış yolu aradığı en önemli meselelerden birisi, Müslüman toplumlarda inanç, ahlak ve siyaset konularında inanç ile pratik arasında oluşan mesafedir. Başka bir deyişle Müslüman toplumlarda zaman içerisinde farklı sebeplere bağlı olarak oluşan “olan” ile “olması gereken” arasındaki büyük mesafe, Aliya İzzetbegoviç’in siyaset felsefesinin de en önemli meselesidir. Bosna-Hersek Cumhuriyetinin cumhurbaşkanlığı ve arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Demoratik Hareket Partisinin genel başkanlığı görevini de yürütmüş olan İzzetbegoviç’in siyasal pratiği, ahlak, in-san, tarih ve İslam ile ilgili görüşlerine bağlı düşüncesinden kaynağını almıştır. İslam’ın ahlâki temeline dayanarak siyaset üretme inancı ve çabası, onun siyaset felsefesinin en önemli özelliklerinden birisidir. Böylece düşüncesi, inancı ve pratiği ile İslam’ın kurucusu olduğu bir siyaset felsefesinin yeniden gündeme gelmesine ve imkanlarının tartışılmasına önemli katkılarda bulunmuştur. Bu tebliğde, Aliya İzzetbegoviç’in siyaset felsefesinde “olan” ile “olması gereken”, “araç” ile “amaç” arasındaki ilişki, ahlakî bir temelde yeniden tartışılmakta ve kurulmaktadır.

Medeniyet Tartışmalarına Anti Ütopyacı Bir Yaklaşım: Aliya İzzetbegoviç Örneği

Bu çalışmanın temel ilgi alanı son yıllarda özellikle Müslüman sosyal bilimciler tarafından sıklıkla gündeme getirilen; me-deniyet tartışmalarına, Aliya İzzetbegoviç’in metinleri ve siyasal pratikleri üzerinden nasıl bir perspektif geliştirilebileceği sorusudur. Bu bağlamda medeniyet-kültür ve medeniyet-teknik gerilimlerinde İzzetbegoviç’in nasıl bir konum aldığı ve bu konumun siyasi konjonktüre bağımlı olarak son yıllarda gündeme gelen medeniyetin ihyası/inşası söylemlerinin neresine denk düştüğü analiz edilecektir. İzzetbegoviç’in içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve tarihsel durum dikkate alınarak yapılacak olan çalışma aynı zamanda İzzetbegoviç’in sosyal bilimlerin çetrefilli bazı konularına dair kendine özgü yaklaşımlara sahip olduğunu ve Türkiye’deki sosyal bilim geleneğinde bu yaklaşımların yer etmesi gerektiğini de savlamaktadır.